Ayın Değeri

ADALET

Adalet, kelime olarak düzenli ve dengeli davranma, her şeyin ve herkesin hakkını verme, haksızlıklardan uzaklaşarak orta yolu tutma, bir şeyi yerli yerine koyma ve insaf manalarına gelir.

Haklı ile haksızın ayırt edilmesi adaletle sağlanır. Adalet kavramı temelde hukuk kurallarına uygunluğu içerir öte yandan adalet insanların toplum içindeki davranışlarıyla ilgili olduğundan ahlâk ve din kurallarıyla da ilişkilidir.

Eşitlik ve Adalet Aynı Şey midir?

 

Aralarındaki Fark Nedir?

Çoğu zaman, eşitlik mefhumunun, adaletle karıştırıldığını görüyoruz. Eşitlik, iki şeyin her yönden denk olması demektir. Adalet ise, her hak sahibine hakkını vermek ve haksızları cezalandırmak şeklinde tarif edilir. İnsana iki, koyuna ise dört ayak verilmesinde bir eşitsizlik vardır ama adaletsizlik yoktur.

Adalete güvenin olmadığı yerde, herkes kendi hukukunu uygulamaya başlar. Güçlü olanlar zayıf olanları ezer. Başka güç odakları oluşmaya başlar. Toplumda güvensizlik ve kargaşa olur.

Yüce Allah (cc) Kuran-ı Kerim’de : “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. “ (Nahl.16,90) diye buyurmuştur.

Hz. Peygamber (s.a.v.) de hadislerinde:“Güçsüzün, incindiği ve hakkını alamadığı bir toplum yücelemez.”, “Yer ve gökler adaletle ayakta durmaktadır. ” diye buyurarak bizlere adaletin önemini hatırlatmıştır.

Adaleti ile meşhur olan Hz. Ömer halifeliği süresince geceleri sokaklarda dolaşıyor, ihtiyacı olan insanların yardımına koşuyor, görevlendirdiği yöneticilerin halka adaletli davranıp davranmadıklarını kontrol ediyordu. “Dicle kenarında bir kurt bir kuzuyu yese Allah onun hesabınıÖmer’den sorar” sözü Hz. Ömer’in adaletini anlatan güzel bir sözdür.

Hayatın her alanında adaletin gözetilmesi gerekir:Sözde adalet, şahitlikte adalet, yargıda adalet, barışın sağlanmasında adalet,borçlanmada adalet, senet ödemede adalet, aile hayatında adalet,sorumlu olduğumuz kişilere karşı adalet…

“Adalet mülkün temelidir” ilkesini ön planda tutan devletler tarih sahnesinde yücelmiş, adaletten uzaklaşan devletler kargaşadan kurtulamamış ve yıkılıp gitmişlerdir.

Sözün özü şudur ki Hz. Mevlana’ nın da buyurduğu gibi;

“Adalet, her şeyi lâyık olduğu yere koymaktır. Ayakkabı ayağındır, külâh başın.”

Neslihan AYDINER

Değerler Eğitimi Zümre Başkanı

YARDIMLAŞMA ve DAYANIŞMA

İnsanlık, tarihi boyunca olduğu gibi bugün de hiçbir toplumda, ortak bir hayat ve geleceği paylaşan insanlar aynı düzeyde değildir. Zayıfı, güçlüsü, fakiri, zengini, erkeği kadını… ile insan toplulukları hem bir tezat, hem bir âhenk meydana getirmektedirler. Tabiattaki bu başkalık, bu tezat bir hareketin
kaynağını oluşturuyor ki, buna, “hayat” diyoruz ve dünyadaki tüm insanlar büyük bir gemide, bu hayat yolunda yol almaktadır. Geminin huzurlu, korkusuz, mutlu insanları taşıyarak yol alabilmesi için “yardımlaşma ve dayanışma” fazlaca önemli ve gereklidir.

 

Yardımlaşma gerek maddî gerekse mânevî her türden desteği ifade eder. Meselâ fikir danışana doğru ve uygun görüş bildirmek, zulüm ve haksızlığa uğrayan kimseyi zalimin zulmünden kurtarmak ve korumak, zalim bir insanın zulmüne engel olmak, hata yapan bir kişiyi affetmek, arası bozuk kişilerin arasını yapmak, güzel sözlerle kalpleri fethetmek, kederli kişilerin kederlerine teselli bulmaya çalışmak, hastayı ziyaret etmek…

 

Sosyal yardımlaşmanın en üst düzeyde olduğu toplumlar; ahenkli, düzenli, barış içinde yaşarlar. Bireyler ve kurumlar dengeli, mutludurlar. Sosyal yardımlaşmanın gelişmemiş olduğu toplumlarda yaşam kalitesi, ahenk, huzur, insan sağlığı ve birçok sosyal gelişim de geri kalır.

 

Bizim toplumumuzda sosyal yardımlaşma ve dayanışma, içinde bulundukları coğrafya ve yaşam mücadelesi gereği olarak ortaya çıkmış ve toplumumuzun milli karakteri olarak gelişmiştir. Ulusumuz Kurtuluş Savaşı ile dünya tarihine en güzel ‘Yardımlaşma ve Dayanışma’ örneğini sunmuştur.

 

Türk toplumu için, yardımlaşmaya çok önem veren İslamiyet’i seçmek büyük bir şanstır. İslamiyet’te yardım anlayışı ve bu anlayışın uygulanışı geniş ve detaylı olarak işlenmiştir.

 

Dinimiz bize zekat vermenin, güzel söz söylemenin, gönül almanın, düşenin elinden tutmanın kısaca maldan sevgiye kadar her şeyin yardım amacı ile verilebileceğini anlatır. Zekat kurumu her yıl sayısız fakirin çeşitli ihtiyaçlarına cevap vermekte, fakirliğin büyümesine engel olmaktadır.

 

Allah Teala “Onların mallarında dilencinin ve (iffetinden dolayı durumunu açıklamayan) yoksulun bir hakkı vardır.”(Zariyât, 51/19) diye buyurarak ihtiyaç sahibi kimselerin zenginlerin mallarında hakkı bulunduğuna dikkat çekerek bu dengenin korunmasını istemiştir.

 

Yardımlaşma ve dayanışma yaşamın vazgeçilmez iki kutsal kelimesidir. Türk toplumu ve gençlerimiz bu iki kelimeyi her zaman yaşayacak ve yaşatacaktır. Kısacası Basîri’ nin de bir beyitinde dediği gibi;

 

Zen merde civan pîre keman tîrîne muhtaç
Ecza-i cihan cümle birbirine muhtaç

 

(Kadın erkeğe, genç yaşlıya, yay oka muhtaç. Cihanda ne varsa hepsi birbirine muhtaç)

 

Neslihan AYDINER

Değerler Eğitimi Zümre Başkanı